Şimdi yükleniyor

Punk Felsefesi Gürültünün Ötesinde / Craig O’Hara

Punk felsefesi

Otoriteye karşı çıkan ve uysal olmayan insanlar olarak Punk’lar, toplumumuzda uymamızı bekledikleri emirler yağdıran insanlar tarafından pek de iyi muamele görmüyor. Düşünce manipülasyonu ve günah keçisi imgeleriyle dişlerini bilemiş toplumumuz, uzlaşmayı reddederek mücadele eden insanlara olumsuz bir imaj yakıştırmak için dilin kendisini kullanıyor. “‘Bireyci’ veya ‘uysal olmayan’ yerine ‘sapık’; ‘uysal’ yerine ise ‘takım oyuncusu’ diyebiliriz” (a.g.e., 14). Modern toplumun yaptığı aynen budur ve modern toplumun Punk’ı nasıl olumsuz bir biçimde yansıttığını, medyanın Punk hareketini nasıl çarpıttığının anlatıldığı bölümde göreceğiz.

Uzlaşmayı reddettikleri günlerin maziye karışmasından uzun bir süre sonra uysal olmayanların tarihçiler tarafından övüldüğü veya film ve edebiyatta yüceltilebildiğini görürüz. Fakat bu insanlar kendi zamanlarında, karşısında mücadele ettikleri statüko tarafından ya asi ya da sapık ya da baş belası olarak etiketlenir.

Dev şirketlere ait müzik ve moda dergileri, son yirmi yıl boyunca ya yasakladığı ya da küçümsediği Punk gruplarının bazılarına artık “yeni tarzın yaratıcısı” veya yetenekli yenilikçiler olarak sesleniyor. Bir zamanlar Punk’tan iğrenen dev müzik şirketlerinin yöneticileri artık “yeni trendlerin öncüleri” diye ilan ettikleri, uysal olmayan seslerden para kazanmak için sağda solda ne kadar genç müzik grubu varsa, onlarla sözleşme yapmaya çalışıyor.

Kitleler tarafından kabul görmek bazıları için cezbedici ve bazen de kârlıyken İngiliz müzik grupları olan Subhumans ve Citizen Flsh’ten Dick Lucas’ın aşağıdaki sözleri, Punk’ların çoğunun, topluma ve baskn kültüre karşı besledikleri duyguları özetliyor:

“Ben hiçbir zaman ‘toplumun bir parçası’ olduğumu, o anda geçerli olan uysallık, kabul ve başarı kavrayışlarını kabul edemedim. Okul ve medyanın uyguladığı katı akıl antrenmanından

sonra, başka herhangi bir şeye kapalı olan Batı kültürünün kitlesel zihniyetinin asıl odağı, geleceği güvence altına almaya çalışarak geçmişi devam ettirmektir. Bunu yaparken de kitleler, onlara teknolojik/maddi/endüstriyel ilerlemenin ürünü olarak bugünü yediren devletin elinde ‘güvende’ iken kendi hâkimiyetlerinin dışındaki bir şey olarak algılanan bugünün altında eziliyorlar.” (Dick Lucas, Threat By Example, ed. Martin Sprouse, Pressure Drop Press, San Francisco, 1989, s. 13).

Böyle düşünen tek insan Dick değildir. Yüz binlerce Punk aynı fikirde. Bu tavrı akılda tutarak, Punk’ın ne olduğunu; medya tarafından nasıl sunulduğunu ve felsefesinin bazı önemli ayrıntılarını açıklamaya çalışacağım.

“ Saygın Sovyet psikolog Pavel Semenov, insanın, bilgi  açlığını iki şekilde doyurduğunu öne sürdü: (1) insançevresini gözleyerek bilinmeyeni akıllıca ve anlamlı bir şekilde düzenlemeye çalışır (bu bilimdir) ve (2) yeni bir şey yaratmak için bilinen çevreyi yeniden düzenler  (bu sanattır)” (Aronson, s. 269).

Bu iddiaya göre, Punk bir sanat türü olarak tanımlanabilir. Fakat Punk bundan çok daha fazlasıdır, çünkü belli kuramları ve politikaları da içermektedir. Ancak onu, kendisinden önceki sanat hareketleriyle kıyaslamak Punk’ın ne olduğunu anlamaya yardımcı olacaktır. Erken Punk’lar (belki de pek farkında olmadan) erken avangard (yenilikçi) sanat hareketlerinin de kullandığı birçok devrimci yöntem kullandılar: değişik giyim tarzları, sanatla günlük hayat arasındaki sınırların muğlaklaştırılması, görsel olarak birbirlerine uymayan nesneler ve davranışların bir araya getirilmesi, seyircileri/dinleyicilerin kasten kışkırtılması, eğitilmemiş müzisyenlerin veya gösteri yapan insanların katılımı ve kabul edilen gösteri tarzlarının ¿ışın biçimde yeniden düzenlenmesi (veya düzensizleştirilmesi).

Punk, en çok Dada olarak bilinen sanat hareketiyle karşılaştırılır. “Genelde 1916 ile 1922 yılları arasına yerleştirilen Dada, Fransa’da Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden kısa bir süre sonra, kendisinden önce gelen tüm toplumsal ve estetik değerleri şiddetle reddeden bir grup olarak kötü bir şöhret kazanmıştır” (Henry, s. 3).

Punk’ın, Dada’nın modern bir uyarlamasına benzetildiği, benim bildiğim en az üç tane çalışma vardır. Bu karşılaştırma makuldür, yalnızca Punk’lar genelde Dada sanatından pek hoşlanmazlar diye düşünüyorum. İkisi de altüst edici olsa da, çok şükür devrimciliğiyle Punk, daha az absürd ve soyut görünmektedir.

Craig O’Hara

Punk Felsefesi Gürültünün Ötesinde, Çitlembik Yayınları, 2003 İstanbul, Türkçesi : Amy Spangler, sayfa 31-33.

Görsel: Oleg Capeengo, vecteezy.

Yorum gönder

error: Content is protected !!