Yeraltı Edebiyatına Dair

Okunmaya Değer Yeraltı Edebiyatı Kitapları: 7 Yapıt

yeraltı edebiyatı kitapları

yeraltı edebiyatı kitapları

Yeraltı edebiyatını merak mı ediyorsunuz? Bu türün örneklerinden yapıtlar mı okumak istiyorsunuz? O halde geliniz yeraltı edebiyatının karanlık dehlizlerinde kısa bir yolculuğa çıkalım. Bu listede bence okunmaya değer yeraltı edebiyatı kitapları var. Edebiyat, hangi tür olursa olsun karanlıkları aydınlatır.

1. Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk

Palahniuk’un bu kitabını okuduğumda, onun tüketim kapitalizminin geldiği aşamaya yönelik son derece ironik bir eleştiri olduğu düşüncesine varmıştım.

Kitapta, her şeyin gösteri olduğu günümüzde insanların ve şeylerin vitrinde yer almalarını sağlayan sistemin içinin boşluğu ve anlamsız hayatlara dokunuşu incelikli bir taşlamayla anlatılıyor.

Kitabın tanıtım yazısında şöyle deniliyor:

Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı…Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk… Gösteri Peygamberi, yeni bir binyılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılgınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama…”  (Ayrıntı Yayınları)

Andy Warhol’un dediği gibi herkesin 15 dakikalığına ünlü olduğu yalancı bir dünyadır bu. Eğer Palahniuk kitapları okumadıysanız ve okumak istiyorsanız, bence bu kitapla başlayabilirsiniz.

(Chuck Palahniuk: Gösteri Peygamberi, Ayrıntı Yayınları, Çeviri: Alev Özgüner, 29. Basım, 2022 İstanbul.)

2. İnsan Postuna Bürünmüş Köpek, Ingvar Ambjørnsen

Ambjørnsen, sevdiğim yazarlardan birisi ve hemen bütün kitaplarını okudum. Yalın ve akıcı bir dili var. Kendi hayat deneyimlerinden süzülerek gelen tecrübesi ve yeteneğiyle yalnızca kurguladıklarını yazmamış, onları hayatında yaşamış bir yazar o. Beni etkileyen iki kitabından birisi buydu. (Diğeri ise ünlü “Beyaz Zenciler”)

İnsan Postuna Bürünmüş Köpek” adlı yapıtında șöyle yazar:

“Bin tane oyun oynadım, birini kaybettim. Hepsini kaybettim.” (Ingvar Ambjörnsen: “İnsan Postuna Bürünmüş Köpek”, sayfa 11.)

Yine aynı yapıtta Yazar șöyle diyor: “Köpek efendi istemezdi, efendi köpeğin dünyasını yıkmasaydı eğer.”

Bu aynı zamanda makro ve mikro iktidar ilişkilerine de bir göndermedir.

Kitabın tanıtım yazısında șöyle deniliyor:

“İnsan Postuna Bürünmüş Köpek, kalplerinde bomba taşıyan,içindeki duvarların dışına çıkamayan, başka insanların da kendisine ulaşmasına izin vermeyen insanlardaki “kötücüllüğün” romanıdır…” (Ayrıntı Yayınları)
 

Bizzat hayatın katı gerçekliğini yaşayan ve yazan bir yazar arıyorsanız,bence bu kitap sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

(Ingvar Ambjørnsen: İnsan Postuna Bürünmüş Köpek, Ayrıntı Yayınları, Çeviri: Banu Gürsaler Syvertsen, 6. Basım, 2022 İstanbul.)

Okunmaya değer yeraltı edebiyatı kitapları

3. Sıradan Delilik Öyküleri, Charles Bukowski

İnsanların maskelerini indirmekte ve onları gerçekte oldukları yere koymakta usta bir yazar Bukowski. Kendine özgü tarzıyla çok denense de taklit edilemeyen bir yazardır o. Elbette maçoluğu ve kadınlara yönelik bence yanlış fikir, önyargı ve davranışları olsa da, yeraltı edebiyatında kendine özgü bir iz bırakmayı başarmış bir “Pis Moruk” o.

Dili çoğu yazardan daha yalın ve akıcıdır. Hiç lafı dolandırmaz, doğrudan yazar.

Sıradan Delilik Öyküleri, son derece akıcı ve hayatın içindeki anlamsızlığı, insan ilişkilerinin sahteliğini ve onların mutsuzluğunu irdeleyen bir kitap.

Kitaptaki bir öyküde Yazar, insan ilişkilerinin ve toplumsal yaşam içindeki her şeyin “hapis” olduğundan söz ediyor. Gerçekten her şey bir hapishaneye dönüşür herkes için. İnsanlar da birbirini hapseder kendi zihinlerinde ve davranış biçimlerinde.

Bukowski bu kitapta, hayatın acımasız gerçekliğini doğrudan, kendi tarzında anlatıyor:

“… odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği. Ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent.” (Sıradan Delilik Öyküleri, arka kapaktan)

 Eğer bu kitaba başlarsanız,  belki onu bitirmeden elinizden bırakamayacaksınız.

(Charles Bukowski: Sıradan Delilik Öyküleri, Parantez Yayınları, Çeviri: Avi Pardo, 2018, İstanbul.)

4. Fahișe, Nelly Arcan

Kanadalı yazar Nelly Arcan, kendi hayat deneyimi ve yaşantısından esinlenerek yazdığı yarı otobiyografik romanı “Fahişe” ile edebiyat dünyasına giriş yaptı ve bu yapıtıyla ödüller kazandı. Yıllar önce okuduğum bu kitaba tekrar göz attım. Biraz adından, biraz da içeriğinden dolayı kitap hemen ilgi çekiyor yayınlandığı dönemde. Daha sonraki dönemde kısa hikâyeler de yazıyor.

Kitapta bir kadının topluma yabancılaşırken, aynı zamanda kendi bedenine de yabancılaşması ve bunun sonucunda bir çeşit benlik sorgulaması yapması da anlatılıyor. Kapitalist sistemde kadın vücudunun metalaştırılma sürecine yazar kendi yaşamından yola çıkarak tanıklık ediyor.

Nelly Arcan 2009 yılında, henüz 36 yaşındayken  intihar ederek yaşamına son verdi. Şöyle yazıyor kitabında:  

“… bu işi  ömrüm boyunca yapmış olduğum duygusuna kapılmam için bu odada tek bir  gün geçirmek yetti bana. Bir anda yaşlandım ama çok da para kazandım,” (age, sayfa 11.)

Yazar, “kaçamayacağı şeylere kolay alışıyor insan” (sayfa 11)  diye yazarken, aslında belki de sistemin insanları nasıl korkunç bir hızla yabancılaştırdığına dikkat çekiyor. Hayatın içinden birinci elden bir tanıklık öyküsü olan bu kitabı belki sevebilirsiniz.

(Nelly Arcan: Fahişe, Ayrıntı Yayınları, Çeviri: Alev Özgüner, 2022 İstanbul.)

5. Porno, Irvine Welsh

İlk romanı “Trainspotting ” ile ünlü olan İskoç yazar Irvine Welsh’in yapıtı. Yaşamı da yazdıkları gibi bir macera olan Welsh, Punk hareketine katılmak için Edinburgh’dan ayrılarak Londra’ya gider. Henüz 20 yaşındadır. Welsh’in Porno adlı kitabı, işte “Trainspotting’in devamı sayılabilir.

Porno kitabının dili de Avant-garde edebi özellikler taşıyor. Geleneksel İngilizce’den İskoç lehçesine kadar ve argoya kadar çeşitlemeler mevcut. Bu da “ Trainspotting” yonetmeni Danny Boyle tarafından filme çekildi.

O kadar ki neredeyse küfürsüz çok az cümle var denilebilir kitapta. Ancak bu küfürlerin arasından süzülen bir toplum ve sistem reddedişi, felsefesi da var bence kitapta. Zaten bu küfürler hiç de zorlama durmuyor, o ortamların “yeraltı dünyasının” içinde yaşayan gerçek karakterlerde süzülüyor gibi sanki.

“Köpekbalıklarıyla yüzüyorsanız, hayatta kalmanın tek yolu içlerindeki en büyük köpekbalığı olmaktır.” (Age, sayfa 354.)

Toplumdan izole edilmiş anti kahramanlar yine de toplumun kıyısında yaşamak zorundalar ve  özellikle orta sınıf insanlar ile karşılaşma kaçınılmazdır. Ve her firsatta bu anti kahramanlar topluma olan kinlerini her fırsatta kusuyorlar.

Kitap belki “Trainspotting” kadar büyületici ve kült değil, ama yine de yeraltı edebiyatı bağlamında okunabilir diye düşünüyorum. Bir yazarın bütün kitapları kült olamaz.

Yine de genel olarak kitabı okumaya ayırdığım zamana değdiğini düşünüyorum.

(Irvine Welsh: Porno, Siren Yayınları, Çeviri: Kıvanç Güney, 2014, İstanbul.)

6. Ölüm Kalım Oyunu, Emmeth Grogan

Hayatı bir macera gibi geçmiş New York’un arkak sokaklarında eroin bağımlısı olmuş ama sonra bu bağımlılığı yenmiş bir kişi o. Hayatı gel gitlerle yenilgi ve yenilgilere direnerek onların üstesinden gelme davranışlarıyla dolu ilginç bir kişi yazar. Park Avenue’de hırsızlık yapmış, İtalya’da serseri gibi dolaşarak dolce vita’yı aramış bir gezgin.

Dennis Hoper, bu kitap hakkında şöyle demiş: “1960’ların yeraltı hakkında yazılmış en iyi ve sahici kitabı…”

“Yıkılmaya hazır, yorgun, sıvasız, susuz, ıssız bir yapının damından, bir yaşam boyu izinden koștuğumuz, türlü cilvelerle bizden kaçan özgürlük bulutunu yakalamak için kendimizi boşluğa koyvererek çeker gideriz.” (Age, s. 12)

Grogan, radikal bir eylem grubu olan Diggers’ın kurucularından birisiydi. “Ölüm Kalım Oyunu” hayatın farkında olan ve onun çok da anlam ile dolu olmadığını fark eden bir yazarın tanıklığı.

Kitabın tanıtım yazısında şöyle yazıyor:

Ölüm Kalım Oyunu, 1960’ların kent gerillası Emmett Grogan’ın sıra dışı hikâyesidir. Amerikan kentlerinin sokaklarını kasıp kavuran isyancı bir dalganın soluksuz bir anlatımı sunulmaktadır romanda. Kolluk kuvvetleri, yasa ve devletle başı sürekli derde giren ama hiçbir surette uzlaşmayan, durmaksızın otorite odaklarını protesto eden, onlara karşı koyan bir direnişin çarpıcı hikâyesi.”

Kitapta birçok tespit ve analiz de var. Ama bunlar sokaktan, hayatın içinden gelen tespit ve analizler.


(Emmett Grogan: Ölüm Kalım Oyunu, Ayrıntı Yayınları, Çeviri: Aziz Üstel, 2018, İstanbul.)

7. Bahara Kadar Bekle Bandini, John Fante

“John Fante, ilk romanı “Bahara Kadar Bekle, Bandini”de ergenlik çağındaki bir delikanlının gözünden dağılmak üzere olan ailesini anlatıyor. Dinine çok bağlı bir anne, duvarcılık yaptığı için soğuk iş günlerinde işsiz kalmış bir baba ve kardeşler. Bir yandan annenin evi ayakta tutma çabaları, açlığa, soğuğa karşı direnişi, diğer yanda babanın işsizliğin de verdiği çaresizlikle girdiği arayışlar…”(Kitabın tanıtım yazısından)

John Fante, “yeraltı edebiyatının temellerini atan” yazarlardan birisi olarak da değerlendirilir.  Charles Bukowski’nin hayran olduğu yazarlardandır ve bir dönem unutulsa da Bukowski’nin çabalarıyla kitapları yeniden yayınlanmıştır. Bukowski onun için “Tanrımdı.” diye yazmıştı.

“Parası ödenmemişti evin. Düşmanıydı o ev. Sesi vardı, sürekli konuşurdu onunla, bir papağan gibi aynı şeyleri tekrar edip dururdu. Ön balkona basıp döşemeyi ne zaman gıcırdatsa şöyle derdi ev küstahlıkla: bana sahip değilsin, Svevo Bandini, hiçbir zaman da olamayacaksın.” (John Fante: Bahara Kadar Bekle, Bandini,Parantez Yayıncılık, Çeviri: Avi Pardo, sayfa 7)

Görece yoksullukla geçen yıllar. Büyük Buhran’ın zorluklarının gölgesi altındaki bir ailenin hayatta kalma mücadelesi.

Fante’nin birçok kitabını okudum. En ünlüsü “Toza Sor” adlı kitabıdır. Bunun filmini de izlemiştim. Ama yazarın başka kitaplarını da okumuştum: Los Angeles Yolu, Büyük Açlık ve Bahara Kadar Bekle Bandini gibi.

Kitap, hem akıcı dili, hem de öykünün çekiciliğiyle bir solukta okunabilecek türden. Fante kitaplarına girişi türünde bir öykü hem de onun ilk romanı. Benim hoşuma gitmişti okuduğumda, ve zamanımı boşa vermediğime ikna olmuştum.

(John Fante : Bahara Kadar Bekle, Bandini, Parantez Yayınları, Çeviri: Avi Pardo, 2016, İstanbul.)

Erol Anar

Not: Görseli ChatGPT ile oluşturdum.

Exit mobile version