Mehmet Kartaľ’ın kullandığı dil zaman zaman esprili olsa da hem sokak dilini ve argoyu hem de hırsız jargonunu içermesi açısından önemlidir. Üstelik doğru dürüst eğitim almadığı ve okuma kültürüne pek sahip olmadığı halde böylesine akıcı, açık ve yanlışsız bir dil kullanması; ayrıntıları çok iyi vermesi, oldukça ilginçtir. Eski Bir Hırsızın Anıları’nın girişinde kullandığı dil yazarın dilinin anlaşılması açısından oldukça tipiktir:
Toplumun gözü önünde veya normal insanların sıcak yataklarında uyudukları sırada, gözler nelere şahit olmaktadır? Gece olanları sıcak yatağınızda uyurken göremezsiniz… Gayrimeșru ișler her zaman gayrimeșrudur. En azından bir inceden de olsa uyanın diyorum hani. Şimdi muamelelere birlikte takılalım bakalım. Selamünaleyküm diyor ve muameleye başlıyorum. (6)
Yazarın, doğum tarihi olan 13 Şubat tarihinden șikâyet ederken kullandığı dil de bu tür dil kullanımına örnek olarak verilebilir:
Mahkemeye gidip “bu rakam bana kelek gibi geliyor. Hani, iptal edek ağabeyler” desem ne yazar? Bu gerçekten uğursuz, kelek, adi bir rakam mıydı? Benim kaderime etkisi olmuş muydu? Bunu birlikte göreceğiz. Gerçek yaşamın ilginç, acılı, tuhaf ve komik öykülerini de birlikte aşayalım. Tabii ben tekrar yaşayacağım. Hani, en canlısından, sizler ikinci kopya banttan dikiz eylemek hesabı diyorum. (7)
Hayatım Harbiden Roman’da öne çıkan temalar, suç, aile, devletin yetersizliği ve toplumun ikiyüzlü ahlâk anlayışı olarak sıralanabilir. Kartal, işlediği suçları ve kullandığı yöntemleri en ince ayrıntısına kadar anlatırken, suçun sebebini anlamaya dönük bir duyarlılık sergilemekte, toplumsal bir eleștiriyi de dile getirmektedir. Yazarın hapishane koșullarını ayrıntılarla anlatması, 12 Eylül darbesinin topluma ve hapishane koșullarına etkisini görebilmesi, çocukların suç işleme oranları ile aile durumları arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışması, onun sorunlara genel bakabildiğini ve iyi bir gözlemci olduğunu gösterir. Yazar, șiddetin temeline aile kurumunu koyar ve șöyle der:
“İnsanlar şiddetin nedenlerini arıyorlar. Aslında çok basit, sahip olamadığı aile mutluluğu ve birçok nedenler, suç dünyasının insanlarını nefrete itiyor. “Herkes bir șeyler yapıyor. Sahip oluyor. Ama ben bir hiçim. Onlar da mutlu olmasınlar” diyen içgüdülerinin esiri oluyorlar” (267).
Kendisi de ciddi ailevi sorunlar yaşayan yazardaki anne travması romanın önemli temalarından bir tanesidir. İçine düştüğü hayatın en büyük sorumlusu olarak gördüğü annesi, onu her zaman dışlamış, bir fazlalık ve sorun kaynağı olarak görmüştür. Kendisi yeterli derecede ilgilenmediği gibi Almanya’da yaşarken oğlunu, ona yakın ilgi gösteren komşulardan kıskanmış ve uzaklaştırmıştır. Annesi, üvey baba ve üvey kardeş ile Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra, bir umutla annesi ile arasının düzelmesini bekleyen ve defalarca ayağına giden Kartal onun tarafından hep kapı dışarı edilmiştir. İlişkisinin çoktan koptuğu ve o zamana kadar nefret ettiği annesine bu kitap vasıtasıyla bir mesaj gönderir.
Annem için yazacağım son satırlar șudur:
“Artık senden nefret etmiyorum. Artık, sana acıyorum. Ben senin cenazene gelmeyeceğim. Eğer senden önce ölürsem, sen de benim cenazeme gelme. Gelirsen ölü bedenim bile huzursuz olur. Sana son söyleyebileceğim: Beni ilk evliliğinden olduğum için, ikinci evliliğine fazla görmüştün. Umarım bensiz istediğin gibi mutlu olmuşsundur. Elveda… imza: Artık bir yabancı. (268)
Kartala göre, Türkiye’de devletin de kimsesiz çocuklara sahip çıkamaması suç oranının yüksek olmasına sebep olurken, Almanya’da çocuklara, yetiştirme yurtlarında çok iyi koşullarda bakılmaktadırlar. Yazar sürekli bu karşılaştırmayı yaparak devletin yetersizliğini de gözler önüne sermektedir.
Çoğu çocuk tahliye olmak için dua ederdi Lakin tahliye günü geldiği zaman bütün düşünceleri değişmiş olurdu. “Ben tahliye oldum. Peki, nereye gidecečim?” sorusuyla huzursuzca tahliye kâğıdının gelmesini beklerdi. Tahliye kâğıdının cezaevi müdürlüğüne ulaşması birkaç saat sürerdi. Tahliye olan çocuğun adı hoparlörden anons edildiğinde çocukta korku bașlardı. Gidecek yeri olmayana adet gereği aramızda para toplayarak cebine sıkıştırırdık. En kısa süre içinde geri geleceğini bildiğimiz için, hiç olmazsa birkaç gün gezsin. Sinemaya falan gitsin. Geri döndüğünde bize anlatacağı bir şeyler olsun hesapları diyorum. (127)
Diğer yandan toplumun ikiyüzlülüğü ve herkesin işine geldiği gibi algıladığı ve uyguladığı ahlâk anlayışı, yetişkinlerin söyledikleri ile yaptıklarının birbirine taban tabana zıt olması da romandaki eleștirel noktalardan bazıları olarak ortaya çıkmaktadır:
Bize içkinin kötü olduğunu söyleyip, meyhanelerden çıkmayan büyüklerimiz, yıllar sonra bizlerden hangi hakla saygı bekleyeceklerdi? Zina günah deyip, yakaladığı kadınla birlikte olmayı, hatta arkadașlarımızın annesiyle veya ablasıyla yatmayı zamparalık sayıp övünen büyüklerimiz. Yıllar sonra bizlerden hangi hakla sevgi bekleyeceklerdi? Bizlere hiçbir şey vermeyen büyüklerimiz yıllar sonra bizlerden hangi hakla kuru itaat bekleyeceklerdi? (179)
Mehmet Kartaľ’ın hayali biraz sevildiği, korunduğu, ilgi gördüğü bir dünyada yasșamak ve birileri tarafından sahiplenilmektir, ancak o, öz annesi tarafından bile yok sayıldığı için karanlık suç dünyasının derinlerine dalmıştır. “Ben hep hayallerle yaşadım hayallerle büyüdüm. Hayallerden uyanıp gerçekleri görmeye başladığımda çoktan toplumdan kopmuș ve karanlık bir dünyaya dalmıştım bile” diyen yazarın öyküsü, tercihlerini istedikleri yönde kullanan Kanat Güner, Ayça Seren Ural veya orta sınıf ailelerden gelen, çok iyi eğitim olanaklarına sahip olan Beat Kuşağı üyelerinden çok, biraz Jean Genet’ye biraz Bukowski’ye benzer. O da aslında başka bir dünyayı tanımadığı için suç dünyasına dalmış ve karanlık yeraltına girmiştir.
Not: Halime Öcal Çoğulu’nun, “Türkiye’de Yeraltı Edebiyatı’nın İzleri: Kanat Güner, Ayça Seren, Sibel Torunoğlu, Mehmet Kartal” bașlıklı tezinden kısa bir bölüm. (İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Karşılaştırmalı Edebiyat Yüksek Lisans Programı), 2010.
Görsel, Chatgpt tarafından üretilmiştir.
