Şimdi yükleniyor

Ekmek Arası: “Ya Bir Kalıp Bulurdun Kendine ya da Açlıktan Ölürdün”

bukowski

Ekmek Arası: “Chinaski, takımın onuru için yarışıyorsun!”

“Evet, onbaşı Monty.”

Tribündeki küçük kızların her biri sevgililerini bekliyordu, kazananı, şirket müdürünü. Acıklıydı. Rüzgarda uçuşan bir kağıt parçasının ürküttüğü bir güvercin sürüsü gürültülü bir şekilde kanat çırparak uzaklaştı. Bira sarhoşu olmak için dayanılmaz bir istek duydum. Oradan uzakta olmak istiyordum, herhangi bir yerde. Hata yapan yarışma dışı kalıp sıradan çıkıyordu. Çok geçmeden altı kişi kalmıştık, sonra beş, sonra üç. Aralarındaydım hâlâ. En ufak bir kazanma isteği duymuyordum, biliyordum kazanamayacağımı. Birazdan elenirdim. Ordan çıkmak istiyordum. Yorgundum, sıkılmıştım.

ekmek arasi
ekmek arasi

Çıbanlarla kaplıydım. Peşinde oldukları şey benim s..imde bile değildi. Bariz bir hata yapamazdım ama. Onbaşı Monty’nin kalbi kırılırdı. Ve iki kişi kaldık. Ben ve Andrew Post. Çok sevilen biriydi Post. Babası ünlü bir ağır ceza avukatıydı. Karısı, yani Andrew’nun annesiyle tribünde oturuyordu. Post terli ama kararlı görünüyordu. İkimiz de biliyorduk kimin kazanacağını. Enerjiyi hissediyordum ve hissettiğim enerjinin tümü ondan geliyordu.

Ziyanı yok, diye düşündüm, buna ihtiyacı var, buna ihtiyaçları var. Böyleydi işler. Böyle olması istenmişti.

Bu şekilde sürdü. Değişik komutları uyguluyorduk. Gözucumdan futbol sahasındaki kale direklerini gördüm, yeterince denersem büyük bir futbolcu olabilirdim belki.

“SÜRGÜ AÇ!” diye bağırdı komutan ve sürgüyü tek hareketle açtım. Sadece bir klik sesi duyulmuştu. Solumdan ses gelmemişti. Andrew Post dönmüştü. Küçük bir inilti koptu izleyenlerden.

“SÜRGÜ KAPA!” diye bitirdi komutan ve sürgüyü kapatıp hareketi tamamladım.

Post da hareketini tamamlamıştı ama onun sürgüsü açıktı…

Birincilik ödülü günler sona verilmişti. Başka ödül alanlar da vardı allahtan. Albay Sussex sırada ilerlerken diğerleri ile durmuş bekliyordum. Çıbanlarım her zamankinden daha kötüydü ve o yün gömleği her giydiğimde olduğu gibi güneş sıcaktı ve tepedeydi ve üstümdeki o s..tirici gömleğin her yün ipini hissettiriyordu bana. İyi ki bir asker değildim, herkes biliyordu bunu. Şans eseri kazanmıştım, heyecanlanacak kadar umursamamıştım. Albay Sussex için üzülüyordum çünkü ne düşündüğünü biliyordum, belki o da benim ne düşündüğümü biliyordu: onun gösterdiği türden cesaret ve bağlılığı sıradan bulduğumu.

Ve önümdeydi. Esas duruştaydım ama ona bir göz atmayı başardım. Salya durumu düzgündü. Kafası bozulduğunda tükrüğü kuruyordu herhalde. Sıcağa rağmen batıdan iyi bir rüzgâr esiyordu. Albay Sussex madalyayı gömleğime iğneledi. Uzanıp elimi sıktı sonra.

“Kutlarım,” dedi. Sonra gülümsedi bana. Ve gitti.

Yaşlı osuruğa bak hele. Her şeye rağmen o kadar da kötü biri değildi belki de…

Eve yürürken madalya cebimdeydi. Albay Sussex de kimdi? Herkes gibi sıçmak zorunda olan biri. Herkes sisteme uyup içine girebileceği bir kalıp bulmak zorundaydı. Doktor, avukat, asker – ne olduğu mühim değildi. Kalıbını bulduktan sonra ileri doğru gitmeye çalışıyordun. Sussex de herhangi biri kadar çaresizdi. Ya bir kalıp bulurdun kendine, ya da açlıktan ölürdün.

Charles Bukowski

“Ekmek Arası”ndan, Metis Yayınları, Çeviren: Avi Pardo, Birinci Basım: Nisan 1995, İstanbul, sayfa 134-135.

https://www.idefix.com/Kitap/Ekmek-Arasi/Edebiyat/Roman/Dunya-Roman/urunno=00000000

Yorum gönder

error: Content is protected !!