Şimdi yükleniyor

Cangıl Günlükleri By Mayıs

Cangıl Günlükleri

Cangıl Günlükleri

7. Gece/ Çiçeklenme

“Ve gökten üç elme düştü… diye bitirdi hikâye anlatıcı masalını. “Elme ne?” dive soracak oldum ama ağzımı henüz açmıșken Tiuana’nın derin mavi gözleri sözcüklerimi yuttu. “Elme tabii ki o mavi sularda yansıyan yıldızların Khuncasıydı.

Khun topraklarıda uzun ve yorucu bir günün sonunda, gece yıldızların altında bizi bekleyen köye vardığımızda bizi köyün hikâye anlatıcısı karşılamıștı. Şimdi de köy meydanında “yum” denilen çayımızı içerken izci pigme kalkmak için izin istedi. Ormanın içine doğru onu takip ettik. Pigme bize, masalda köyde kalamayacağımızın anlatıldığını söylediğinde Tiuana hiç şaşırmadı. Uyku tulumunu sereceği bir ağaç dibi aramaya başlamıştı bile. Baykuşun ötüşüyle birlikte ben de uzun uzun esnedim.

13. Gün/ Filizlenme

Toprak ve bitki tanrılarına sunulan kurbanların kanlarını takip ederek Oruç Dagı’nın eteklerine vardığımızda gökyüzü bir transatlantik gibi yüklüydü ve yolcular1 aylar sonunda karayı gören Kolomb’un tayfasından daha sabırsızdı. Bulutların içindeki tombik devler menilerini yeryüzüne fışkırtmaya hazırlanıyorlardı.

Oruç tutan rahipler pelin yapraklarıyla, ormana düşmüș bir uçaktan çıkarttıkları daktiloyu kutsuyorlardı. İşlerine yarayıp yaramayacağına aldırmadan, onlara çantamdan çıkarttığım birkaç sararmış kâğıt verdim. Günbatımında yemek üzere kâğıtları kuşaklarına sakladılar. Civar köylerde beyaz kaplanın görülmesiyle başlayan bir yıllık suskunluk yeminleri başlayalı dört ay olmuştu. Ben bunu daha sonra rehberimden öğrenecektim. Doğudan başlayarak, her ayı yüzlerini yalnzca bir yöne dönük olarak geçiriyorlardı. Böylece Hithagoların on iki yönünü öğrenmiș oldum: dört ana yön, dört ara yön, gök, yer, kendi içleri ve son olarak yok-yön. Bu ayı güneye dönük geçiriyorlardı. Son iki ayda yüzlerini nereye döneceklerini merak ettim ama oruç dağının eteklerinde merakımı tatmin edecek kadar uzun süre kalmadık.

1. Gece/ Tohumlama

Uzun ve yorucu bir günün ardından ormanda büyükçe bir kütüğün yanına oturmuş, marașotu çiğniyorduk. Her tarafı yamulmus teneke çaydanlık korların üzerinde fokurduyordu. Tiuana, Ates Yazmaları’ndan bașını kaldırdı ve baktı. Buz gibi mavi gözlerine ellerimi değdirsem yakacaktı. Kâfirdi ve bir kalıba sokulamazdı. Tek kalıp kendisiydi. Uzayda yolculuk ettiğini ve elindeki yazmaları bir kara deliğin içinden getirdiğini iddia ediyordu. Ona inandım. Insanın içini ısıtan sesiyle okudu:

“Su yüzeyinde yüzen adalar gibiydi alevden yaratılanın gözyaşları ve yeryüzü erimeye başladı. Sıcak bilyelerle oynayan çocuklar, bilincin patikalarında yürümüș olanlardı. Öte bilincin șafağını seyrederek toprağa șiirler yazanlar ise eriyene dalarak birer nehir oldular. Yalnızca bu șekilde anlaşılabilirlerdi. Ve anlaşıldılar, buz sıvıyı damarlarına zerk eden, öksüren ve kara çamurlu balgam tüküren yaşlı tanrılar tarafından. Ve Şeytan yeraltını yarattı.’

(to be continued…)

Kadıköy Underground Poetix

Cangıl Günlükleri By Mayıs

Sayı: 2, sayfa 158.

3 ayda bir neşredilen bağımsız “Karşı-Kültür” projesi.

Görsel: Stephan Seeber, Pexel.

Benzer yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar hakkındaki bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum gönder

error: Content is protected !!