sokağın diğer ucunda çoktan terk edilmiş bir evde
yaşardı anti-kahraman
sistemin radarından çıkalı uzun zaman olmuştu
adını köprünün sıvası dökülmüş duvarlarına kazımıştı
bir kırık şişe parçasıyla
‘anti-kahraman buradaydı’
artık devlet bile onu insan yerine koyup saymıyordu
yaşarken ölmüş kabul ediliyordu
kahramanların adı olur
yaldızlı imgelere kazınırlar
anılırlar hep tekrar edilen ritüellerle
anti-kahramanın adı yoktur
herhangi biridir o
sürünün dışında
arkasından kimse gelmez onun
kedi ve köpekler dıșında
sıradandır ve de yalın
önünden her gün sokakta yaya ya da arabayla
hakimler bankacılar avukatlar geçer
ama sanki yan yana yürüdüğü insanlarla
onun arasında görünmez bir duvar vardır
insanlar anti-kahramanı görmezden gelir aşağılarlar
yok sayarlar
hepsinin küçük sırları vardır kendi dünyalarında
ve korkarlar bunların bilinmesinden
oysa anti-kahraman sırlarının açığa vurulmasından çekinmez
toplumun değer yargıları ona işlemez çünkü
o kendi değer yargılarını oluşturur
vur dibine, siktir et gitsin der
utanmaz kimseden
kedi ve köpeklerden bașka
çünkü onu sevip sayanlar
bir tek sokak köpekleri ve kedileridir
işte yalnızca onlar samimiyetle sevgi gösterirler ona
bazen sarhoş olur anti-kahraman
para bulursa sağdan soldan
ve şöyle der hep
‘tanrı öldü’ diyen nietzsche de öldü’
hatta bu cümleyi kirli duvarlara kazımıştır
o terk edilmiș evde
bir gün artık terk edilmiș yalnız yașadığı evde
yattığı yerden kalkamaz anti-kahraman
ölmüștür
günler sonra bulacaklardır cesedini
ve onun cansız bedeninin hemen üstündeki duvara yazılmıș
nietszche ile ilgili yazıya șașıracaklardır belki
kim bilir
kahramanlar gibi anıt mezarlara gömülmeyecektir o
kimsesizler mezarlığında bir çukur açıp
sessizce üzerini örteceklerdir
varlığı gibi yokluğu da fark edilmeyecektir
işte onu kahramandan farklı kılan özelliği budur
sessizce yaşadı anti-kahraman
sessizce çekip gitti
ve sessizce unutuldu
erol anar
parana
mart 2026
bu konuda daha fazla şiire buradan ulaşabilirsiniz
görsel, chatgpt tarafından oluşturuldu.
