Yeraltı Edebiyatına Dair

Ayça Seren Ural: Pogo (1)

Pogo romanı

Pogo romanı

Ayça Seren Ural 1977 doğumludur ve Marmara Üniversitesi İletișim Fakültesi’nde Gazetecilik bölümünde okumuştur. 90’lı yılların gençliğini unutturmamak için yazdığını söylediği romanı Pogo’da, yazar 1993 ile 1998 yılları arasında yașadıklarından yola çıkar. Romanın arka kapağında kitapla ilgili bilgi şu biçimde verilir: “Heyecan ve özgüvenle yaşamlarını istedikleri yere götüren iki genç kız. Herkese ve her șeye meydan okuyor. Kredi kartı yok. First Class’ta yolculuk da. Kontrolsüz bir hayat, sınırsız müzik. 90’ların ikinci yarısı; Örümcek Adam, otostop, soygun, aşk, cinayet, sarap, Progidy, Sex Pistols, Off Spring: POGO…”

Pogo, Değer isimli bir genç kızın birkaç yıl içinde başından geçenleri ve arkadașı Rüzgâr ile yașadığı maceraları anlatan bir kitaptır. Değer, iletişim fakültesi üçüncü sınıf öğrencisidir. Yaşamın heyecan verici deneyimlerden başka bir șey olmadığını düşünen Değer, ailesiyle yaşamaktadır, fakat aile onu sadece pazardan pazara görür. Yine de ailesi ile ilişkileri iyidir; özellikle fotoğraf sanatçısı olan babası kızına çok düşkündür. Anne ise ceza avukatıdır. Kazançları oldukça iyidir, fakat gösterişli bir yaşamdan her zaman kaçınmışlardır. Değer’in bir de spor akademisi son sınıfta okuyan Doruk isimli bir kardeşi vardır. İlişkileri iki kardeşten çok iki suç ortağının ilişkisine benzer. Birbirlerini sürekli kollar ve sırlarını paylaşırlar. Kitabın henüz başlarında Değer’in bir sevgilisi olduğunu öğreniriz. Savaș isimli bu genç uyuşturucu kullanmaktadır ve Değer onu bu bağımlılığından kurtarmak için defalarca Balıklı Rum Hastanesi’ne götürmüştür, ancak her defasında hastanenin kapısından dönerler. Değer, en sonunda Savaș’a, kokaini bırakmazsa kendisini unutmasını söyler ve o günden sonra onu görmez. Bir Pazar sabahı Savaș’ı televizyonda görür; Eskişehir’de bir kaza geçirmiştir ve durumu ağır görünmektedir. Hemen otobüse atlayıp önce Eskişehir’e sonra Savaş’ın sevk edildiği Ankara’ya gider. Sekiz gün süren yașam mücadelesini kaybeden Savaş ölür ve albay olan babası saygınlığını korumak için oğlunun uyuşturucu kurbanı olduğu haberinin yalanlanmasını sağlar. Savaş’ın annesi cenazeden sonra Değer’i eve çağırıp Savaş’ın verdiği onlarca mektubu ona verir ama artık çok geçtir.

Değer’in yakın arkadaşı Rüzgâr, girdiği bunalımdan çıkması için ona Bodrum’a gitmeyi teklif eder. Önlerinde uzun bir yaz tatili vardır. Rüzgâr, Fransız bir baba ile zengin bir ailenin tek kızı olan Türk bir annenin evlilik dıșı çocuğudur. Nadiren de olsa Fransa’ya gittikçe babasını görmektedir. Rüzgâr yakın bir zamanda erkek arkadaşını gay barlardan birinde bir erkekle öpüşürken görmüştür. İkisi de yaz tatilinin kendilerine iyi geleceğini düsünür. “Yaşamın Kısa Metraj Görüntüleri” başlıklı ilk bölüm bu iki genç kızın güneyde geçirdikleri tatili anlatır. Kızlar, otostopla Bodrum’a gitmeye karar verirler ve yola çıkarlar. Bursa civarında konakladıkları ilk gece, bir piknik alanında esrar içip sohbet ederken üç erkeğin tacizine uğrarlar, ama Rüzgâr’da silah vardır. Adamların hem paralarını, hem kıyafetlerini alıp kaçarlar. Sonrasında fakülteden arkadaşları Serap’a konuk olurlar ancak onların evinde esrar içip Serap’a da denetince orada daha fazla kalmaları mümkün olmaz. Sonunda Bodrum’a ulașıp tatillerine başlarlar. İlk gece sahilde uyurlar, fakat sonra kendileri gibi İstanbuľ’dan tatile gelmiș olan barmen Kerem’in evinde kalmaya başlarlar. Ev oldukça kalabalıktır; içkisini kapıp gelen buraya sığınmış gibidir. Rüzgâr ilk gece Kerem ile yatar, ama Değer, hap içip kendini taciz eden çocuğa tekme tokat girișir. İki genç kız Bodrum hayatına kendilerini çabucak kaptırırlar; sürekli alkol alıp, pogo yapıp, eğlenmektedirler, ancak Değer arada sırada Savaş’ı hatırlayıp kederlenmektedir. Bir gece sahilde, Bodrum’a geldiği ilk günlerde tanıștığı Kunt isimli gençle sevişir ve o gece aralarında bir ilișki bașlar. Kunt da Türk bir baba ve Hollandalı bir anneden doğmuștur ve ailesi ile Hollanda’da yașamaktadır. Güzel sanatlarda okuyup bir grupta gitaristlik yapar. Bu arada Rüzgâr’ın eski sevgilisi Oğuz gelmiștir ve tekrar çıkmaya başlarlar. İki kız Kerem’in evinden ayrılıp Oğuz’un evine yerleșir. Bir müddet Bodrum’da vakit geçirip Fethiye’ye giderler. Kunt, Değer’le ilișkisinin sadece cinsellikten ibaret olmasını istememekte, onu tanımaya çalışmaktadır. Değer çocukluğunu, ailesini, okulunu, girip çıktığı işleri, ilişkilerini, hobilerini, gezdiği yerleri, zevklerini günah çıkarır gibi anlatır, fakat bir yandan da Kunt’un bir gün ülkesine döneceğini düşündüğü için tedirgindir. Sonunda bir sonraki günü düşünmemeye karar vererek anı yaşamaya başlar.

Fethiye’den Saklıkent’e geçerler. Bir akşam Rüzgâr, bir gün önce eroin kullandığını ve canının tekrar istediğini itiraf eder. Kunt da geçmiște eroin kullanmıştır. Değer, o gece eroin denemeyi çok istediğini söyler. Tozu sıvı şekline gelene kadar limonla ısıtıp Değer’e damardan verirler. Bu, Değer icin çok keyifli bir deneyim olur, ama devam etmeme konusunda kararlıdır. Çünkü eroinin kendinden çok daha güçlü olduğunun ve devam ederse sonunun hazin olacağının farkındadır. Alkol ve esrar ise hayatının vazgeçilmezleridir. Saklıkent’ten Olimpos’a geçerler ve çiftler orada yollarına ayrı aynı devam etme kararı alırlar. Değer ile Kunt Kale, Fethiye, Marmaris, Ayvalık, Cunda üzerinden tatillerine devam eder.

Devam edecek…

Halime Öcal Çoğulu

Not: Halime Öcal Çoğulu’nun, “Türkiye’de Yeraltı Edebiyatı’nın İzleri: Kanat Güner, Ayça Seren, Sibel Torunoğlu, Mehmet Kartal” bașlıklı tezinden kısa bir bölüm. (İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Karşılaştırmalı Edebiyat Yüksek Lisans Programı), 2010.

Görsel, Manus tarafından üretilmiştir.

Exit mobile version