Yeraltı Edebiyatı Üzerine
#Ambjörnsen, #Anti-kahraman, #Beat kuşaǧı, #Beat kuşaǧı yazarları, #Charles Bukowski, #Chuck Palahniuk, #Henry Miller, #Irvine Welsh, #jean genet, #Lixeratura, #Samizdat, #Yeraltı Edebiyatı, #yeraltı edebiyatı alıntıları, #Yeraltı edebiyatı kitapları, #Yeraltı Edebiyatı nedir?, #Yeraltı edebiyatı örnekleri, #Yeraltı Edebiyatı Üzerine, #yeraltı edebiyatı ve ideoloji, #Yeraltı Edebiyatı Yazarları, #Yeraltı Edebiyatına Giriş
yeraltıedebiyatı.com
0 Yorumlar
Yeraltı Edebiyatında Anarşizm Etkileri (1) / Erol Anar
Yeraltı Edebiyatında Anarşizm Etkileri
Yeraltı edebiyatının anti-otoriter geleneksel yaklaşımı anlamında, anarşizm ile yeraltı edebiyatı arasında kopmaz bir ilişki vardır. Daha doğrusu, yeraltı edebiyatının doğasında anarşist bir tavır vardır. Bu tavır, sisteme, topluma, tabulara ve birey üzerinde otoriter olan hemen her şeye karşı eleştireldir. Yeraltı edebiyatının dili, toplum tarafından verilen cinsiyet rollerine, hiyerarşik zincire, tüketim kapitalizminin çarkları arasında bireyin ezilmesine, toplumsal tabulara, genel geçer inanç ve dinlere elestirel yaklaşır.
Anarşizm diğer ideolojiler gibi ideolojik bir yaklaşım önermez, bu noktada ideolojiler gibi değildir. Özgürlüğü öne çıkararak daha çok ideolojiden çıkma, var olan ideolojilerden sıyrılarak özgürlüğe ulaşma çabasıdır. Aynı şekilde yeraltı edebiyatında da özgürlük önemlidir. Özellikle bireyin özgürlüğü; birey üzerindeki hiyerarşik ve toplumsal, sistemsel baskılardan, otoritelerden sıkılır, onlardan kurtulmak ister ve bu tavır büyük ölçüde anarşist bir tavırdır. Yeraltı edebiyatı yazarlarından diyelim ki herhangi birisi kendisinin anarşist olduğunu iddia etmese bile, tavrının özünde anarşist bir reddediş vardır. Bu karşı çıkışta belki biraz nihilizm de vardır. Anarşizm aynı zamanda diğer yandan liderlere, öne çıkan figürlere, kahramanlara ve birey üzerinde otoriteryen baskı kuran her şeye karşıdır. Yeraltı edebiyatında da benzer bir yaklaşım görürüz.
Dolayısıyla yeraltı edebiyatında da bir anti-kahraman olgusu vardır. Kahraman olgusu ise daha çok ideolojilerin ve inançsal akımların, dinlerin öne çıkardığı bir olgudur. Dolayısıyla anti-kahraman anarşist bir tavırdır. Anti-kahraman, yeraltı edebiyatının başlıca fikirlerinden birisidir. Bu anlamda da anarşi ile yeraltı edebiyatı arasında bir ilişki olduğundan söz edebiliriz. Anarşizm bir ideoloji değildir, daha çok sosyo-politik bir kuramdır, sosyal toplumsal bir kuram gibidir. Çünkü o, diğer ideolojiler gibi sistematik değildir ve bir toplu önermeler zinciri getirmez. Daha çok insanın, genel anlamda iktidarın değil, özgürlüğün yolunu izlemesi gerektiğini öne çıkarır.
Otoriteryen yaklaşımlara tepki anarşizmin yine bu edebiyat türü üzerindeki etkisinin bir yansımasıdır. Yeraltı edebiyatı özellikle tüketim kapitalizminin getirdiği sorunların birey üzerindeki olumsuz yansımasına yönelik eleştirel, bireysel yaklaşımlarda bulunur. Örneğin bu noktada yeraltı edebiyatından bazı örnekler verilebilir.
Tabii ki burada yeraltı edebiyatında dolaylı ya da dolaysız olarak Max Steiner’in ve bireyci özgürlüğün öne çıkarılması gerçeğinden söz edebiliriz. Stirner’in yeralrı edebiyatına olan bu etkisi, bazen doğrudan veya bazen de dolaylıdır. Özellikle onun “Biricik ve Mülkiyeti” kitabında dile getirdiği, ben’in çıkarlarının öne çıkarılışı, radikal egoizm ve bireysel özgürlük istemi, yeraltı edebiyatına etkilemiştir.
Yine yeraltı edebiyatının, özellikle ana akım edebiyattan sanmasınlar, daha çok fanzinler, el basımı fotokopiler ve örneğin Sovyetler Birliği’nde bir dönem görülen illegal yeraltı yayıncılığı (Samizdat) gibi örneklere rastlanır. Yine Brezilya’da ana akım edebiyata tepki olarak doğmuş “Lixeratura” denilen peçeteye yazılan şiirler, çeşitli atık kâğıtlara yazılmış günlükler, romanlar gibi. Portekizce’de sözcük oyunu yapılarak “çöplük edebiyatı” denilen bir edebiyat türünün de özellikle gecekondu bölgelerinde görülmesi de yine yeraltı edebiyatı içinde değerlendirilebilir. Bu da anarşist bir tavırdır, çünkü ana akım edebiyatın katı kurallarının, ticarileşmesinin, metalaşmasının yanında ona karşı bir tavır olarak öne çıkıyor.
Tabii ki burada şu gerçeklik de var: Yeraltı edebiyatında önce her şeyi reddedip de, sonradan ünlü olunca ticari metalaşmaya kaçınılmaz olarak ve tüketim kapitalizmine hizmet eden yazarlar da olabiliyor. Yani yazar, önce sistemin değerlerini seçmeyi reddediyor, ama sonra ona teslim olup pastadan pay alıyor.
Ama yeraltı edebiyatında ana akım medyaya alternatif ürünler veren, örneğin her yüz yazardan varsa örneğin belki bir tanesi, belki daha azı ünlü oluyor ve paraya kavuşuyor, kitapları filme çekiliyor. Dolayısıyla bu biraz da sistemin içine girmekle mümkün, yani ana akım edebiyatın bir parçasına, eleştirdiği şeyin parçasına dönüşüyor yazar kaçınılmaz olarak.
Yine kâr etmeyi amaçlamayan küçük ve orta ölçekli yayınevlerince yayımlanan bazı kitaplar vardır. Bunlar yine ana akım medyanın zincir kitabevlerinde çok fazla yer bulamayan ve yeraltında elden ele doluşan az sayıda basılmış yapıtlardır. Bunlar da anarşist tavırlar ya da etkiler içerebiliyor, örneğin Punk felsefesi gibi.
Yeraltı edebiyatı, ideolojiden çıkıș ve kaçıș çizgilerini arar
İdeolojisiz olmayacağını, ideolojinin şart olduğunu öne sürenler var. Ya da ideolojiden bir çıkış olmadığını, ideolojinin dışına çıkıldığını düşünülse bile, onun da bir ideolojik yaklaşım olacağını düşünenler. Şöyle bir düşünelim: Modern ideolojilerin tanımlanması, şurada 200-250 yıllık bir konu. Yani ondan, modern ideolojilerden önce, bir hayat yok muydu? Modern ideolojilerin olmadığı bir hayat on binlerce yıl devam etti. Bu nedenle artık ideolojiden bir çıkış olmayacağını iddia etmek, eşyanın tabiatına aykırı bir durum bence.
İşte yeraltı edebiyatı bunu deniyor. Yani ideolojiden bir kaçış, bir çıkış yeri arıyor günümüzde. Günümüzde ideoloji kavramı, o kadar geniş ve hemen her şeye sızmış ki, nefes almak bile çok zorlaşıyor bazen.
Örneğin doğada ideoloji yoktur, doğaya ideolojik olarak bakılabilir. Ama doğanın kendisinde bir ideoloji yoktur. Doğa herkese eşit davranır. “Şu yoksul, bu zengin, şu katil, bu masum…” diye ayırmaz insanları. Doğada, herkese karşı bir eşitlik vardır. Hayvanlarda ideoloji yoktur ve onlarda da eşit davranış vardır. Zenginle birlikte yaşıyorsa zengin kişiyi sevebilir, ya da yoksul kişiyi, bir katili de sevebilir, bir masumu da.
İşte insan da böyleydi, ama son yüzyıllarda ideoloji egemen oldu onun üzerinde ve her şeyi belirlemeye başladı. Ama yine de ideolojiden bir çıkış vardır. Eğer çıkış olmayacağını iddia ederseniz, o zaman bu hem diyalektiğe aykırı bir durum olur, hem de bilime. Dolayısıyla yeraltı edebiyatının ideolojiler çıkış araması, denemesi önemli bir çabadır bence. Yani ideolojilerden bağımsız olarak bireyin özgürlüğünü talep etmek. Bunu belki toplumun özgürlüğüne kadar da genişletmek gerekir. Yeraltı edebiyatında toplumsal özgürlük çok da öne çıkmaz. Hatta toplum kavramını negatif bir kavram olarak ele alınır daha çok. Dolayısıyla topluma hep eleştirel gözle ve daha çok bireysel, biraz da egoist olarak bakar anti-kahramanlar. Çünkü kendileri almadan, kimsenin onlara haklarını vermeyeceğini iyi bilirler.
Tabii bunda ideolojilerin dünyayı bir filtre ardından algılatma çabası da rol oynar. Dünyayı olduğu gibi değil de ideolojinin öne sürdüğü gibi benimsetme çabasıdır bu. Bu anlamda ideoloji, -hangi ideoloji olursa olsun-, gerçeği bükmek ve kendi tezlerine uygun hale getirmek durumundadır. İşte orada ne gerçek kalır, ne de hakikat.
Oysa yeraltı edebiyatı gerçeği ve hakikati olduğu gibi, tüm kirliliğiyle, çirkinliğiyle gösterir. Bu nedenle ideolojilerle olan çelişkileri vardır. Önce reddetmelidir ki gerçeğin filtrelenmesini, onu olduğu gibi ortaya koyabilsin. İşte yeraltı edebiyatının ortaya çıkardığı budur.
Michel Foucault ”İhlalin Önsözü”
Michel Foucault’nun ” İhlale Önsöz” (1963) adlı denemesi, edebiyattaki ihlal kavramı için önemli bir metodolojik köken sunmaktadır. Deneme, Georges Bataille’ın “Gözün Öyküsü” adlı eserini ihlalci kurguya örnek olarak kullanmaktadır. (https://www.artandpopularculture.com/Transgressive_fiction, t.y.(tarih yok)
Michel Foucault’nun 1963 tarihli “A Preface to Transgression” (İhlale Önsöz ) başlıklı makalesi, transgressive edebiyat kavramı için en önemli metodolojik başlangıç noktası olarak kabul edilir. (Foucault: (1977),s. 29-52)
Burada ihlal ihlal eyleminin sınırlarını anlamak için gerekli olduğundan söz edilir. Yine sınırları aşan edebiyatı (transgressive literature) -Türkçedeki algıyla söylersek yeraltı edebiyati-, incelersek onun sınırları aşan, ihlalci bir yapıda olduğunu görürüz.
Bu edebiyatta, yazarlar sınırları genişlettikçe söylemek istediklerini daha net, sert ve doğrudan ortaya koyarlar. Onların yapabileceği başka bir şey yoktur, çünkü gerçek ve hakikatler serttir, hayatın kendisi serttir.
Yine cinsellikten söz eder Foucault bu makalesinde ve cinselliği, “bir yarık, (çatlak) — bizi yalıtan veya bireyselliğimizin temeli olan bir yarık değil; İçimizdeki sınırı işaret eden ve bizi bir ‘sınır’ olarak güvence altına alan bir yarık” olarak ele alır. (Foucault: (1977), s. 29-52.)
Yeraltı edebiyatında cinselliğin öne çıkması ve toplumsal tabuları ve bazen de yasaları ihlal etmesi, işte bu sınırı aşma girişimidir. Örneğin Chuck Palahniuk’un “Ölüm Pornosu” başlıklı kitabı Türkiye’de yasaların sınırlarını “ihlal etmiş” ve kitabın çevirmeni ve yayıncısı yargılanmaktadır. Belki başka ülkelerde de kitabın başına aynı şey gelmiş olabilir.
Foucault, bu yazısında bunu felsefi bir temele oturtmuştur. Yeraltı edebiyatında ise cinsellik bir “ihlal”dir daha çok, sınırların ötesidir, biraz şiddet ve haz, biraz da acıdır. Yani toplumsal tabu ve yasaların ötesinde bir eylemdir cinsellik. Estetik kalıpların da yıkıldığı, sınırları aşan bir noktadır.
Burası, sonsuzluğa uzanır. Toplumun cinsellik anlayışıyla, yeraltı edebiyatı yazarlarının özgürlükçü, şiddetli, ihlalci cinsellik anlayışı temelden çelişir.
Gilles Deleuze ve Félix Guattari: “Yaratıcı kaçış yolu…”
Bu yüzden Kafka’da yaşamı ve yazıyı karşı karşıya koymak, onun yaşam karşısındaki eksiklik, zayıflık, acizlik nedeniyle edebiyata sığındığını varsaymak çok üzücü, çok grotesktir.Bir rizom, bir yuva, evet, ama bir fildişi kule değil. Bir kaçış yolu, evet, ama kesinlikle bir sığınak değil. Yaratıcı kaçış yolu, politikanın tamamını, ekonominin tamamını, bürokrasinin ve adaletin tamamını içerir. (Deleuze vd., 1986, s. 605.)
Bu kaçış çizgileri, ideolojinin gerçeklik algısını, kendi terminolojisini bireye dayatma olgusuyla ilişkilidir. Dolayısıyla birey, eğer ideolojinin kendisine dayattığı sistematik düşünceyi reddettiği anda başka bir gerçekliğe, bir kaçış çizgisine savrulmuş olur. Orada artık hangi ideoloji tarafından olursa olsun, önerilen cennetleri reddetmeye başlar bence.
Bu kaçış, edebiyatta biraz da kendi kimliğinden, (daha doğrusu devlet ve toplumun sistemin bireye verdiği kimliklerden), dil kurallarından, kaçıştır belki bu anlamda. Yeraltı edebiyatının dil’i kısmen ya da tamamen bozması, yoğun argo kullanımı aynı zamanda bir kaçış çizgisinden mikro direniş hattına bir geçiştir. Bu da bu tür edebiyatın anarşist ile bir kesilmesini yine beraberinde getirir. Bu sonuçta yersizyurtsuzlaşmaya kadar uzanır. Bu bir “oluş hali”dir.
Gerçek imkânsız değildir, gerçek içinde aksine her şey mümkündür, her şey mümkün hale gelmektedir. Öznedeki molar bir eksikliği ifade eden şey arzu değildir, arzuyu nesnel varlığından mahrum bırakan şey molar örgütlenmedir. (Deleuze, G., & Guattari, F., 2014, s. 48.)
“Kaçış çizgileri” (lines of flight) biraz da Deleuze etkisiyle ortaya çıkmıştır denilebilir.
Deleuze ve Guattari’nin Anti-Odipus eserindeki “arzulayan makineler” kavramı, sınırları aşan kurgu karakterlerinin yıkıcı ve üretken arzularını açıklamakta kullanılır. (Deleuze, G., & Guattari, 2020, Critical Theory.)
Bu noktada Chuck Palahniuk tam da bu gerçeği dile getirir:
“Hayır, bu hiç adil değil ama dünyayı Cehennem’e çeviren, onun Cennet gibi olması gerektiğine dair beklentimiz. Dünya dünyadır. Ölü de ölü. Çok geçmeden bunu kendiniz anlayacaksınız.” (Palahniuk: (2014), s.14.)
Ve yeraltı edebiyatı, sahte bir cennet yerine, belki gerçekliğin ve hakikatin cehennemini ve yıkımını tercih eder.
Bu bir anti-ideoloji değildir, ideolojilerin reddedilmesidir ve bunun yerine yeraltı edebiyatı başka bir şey önermez. İhlal yoluyla kendisini gerçekleștirir. Yani bir cennet önerisi yapmaz, tam tersine gerçekliğin ve hakikatin cehennemini bireyin ve toplumun önüne koyar,gerisini onlara bırakır.
Örneğin Kerouac’ın “Yolda” adlı kitabı yeraltı edebiyatının önemli eserlerinden birisidir ve bir anlamda yersiz-yurtsuzlaşma (Deterritorialization) arayışıdır.
“Deleuze, bir azınlık edebiyatının ‘kendi dilinde bir yabancı gibi konuşmak” olduğunu söyler. (Deleuze vd. (1986)
Yeraltı edebiyatı ise argo, veya küfür, sokak dilini kullanarak grameri bozar, dili bozar ve sokak dilini olduğu gibi yansıtır. Bu da anarşist bir tavırdır.
Yeraltı edebiyatının yükselişi ve Beat kuşağının etkisi
1960’larda ABD ve dünyada yükselen özgürlükçü hareketler ve biraz daha önce ortaya çıkan Beat kuşağının müdahalesi, yeraltı edebiyatının asi, eleştirel ve reddedici tavrına da zemin hazırlamıştır.
“Beatler, romantik ve anarşist bir vizyona sahip, bireyselciliğin ana tema olduğu, orta sınıf yaşam biçimine ve kariyere fazlasıyla düşmanca bir tavır içindedirler ve gelecekteki diğer Karşıt kültür hareketleri üzerinde etkileri büyüktür.” (Bidav, (1998), s. 71.)
Allen Ginsberg, Jack Kerouac ve William S. Burrougs isimleri öne çıkar Beat kuşağı yazarları arasında o dönemlerde. Bu yazarlar devlet, aile, kilise, tabular, ve birçok şeye karşı da anarşist bir etki ve vizyonla başkaldıran bir kuşağı temsil ederler.
Beat kuşağının cinselliği ele alışı da toplumda yaygın “ahlâk” anlayışıyla temelden çatışmıştır. Bu da yeraltı edebiyatında cinselliğin özgürlükçü bir biçimde ele alınmasına yol açmıştır. Budizm felsefesi, hippilik anlayışı da bu anarşist tavrın gelişiminde kuşkusuz etkili olmuştur. Ekonomik, endüstriyel, kültürel ve sosyal dönüşüm, bu arayışların ortaya çıkmasına da kuşkusuz zemin hazırlamıştır.
Bu çelişkiler tüketim kapitalizminin orta sınıf Amerikan rüyasına da bir tepkidir aynı zamanda. Çünkü sistem “başarılı ve kariyer sahibi” olanların öykülerini öne çıkarmıştır her zaman. Ama yeraltı edebiyatı bu anlamda tersine ötekilerin, yani kaybedenlerin (losers) öykülerini ilk kez anlatmaya ve marjinal, anti-kahramanları öne çıkarmaya başlar.
San Francisco Rönesansı, kendisini “anarşist” Şair Kenneth Rexroth ve birçok kişi tarafından otoriteryen kurum ve kişilere karşı anarşist düşüncelerden etkilenen bir harekete yol açmıştır. Bu da Beat kuşağına ve o dönemlerdeki yeraltı yayıncılığına etkide bulunmuştur.
Yine Beat kuşağı yazarlarının, örneğin en çok bilinen yazarların, belki doğrudan anarşist olduklarını söylemeseler bile yazdıklarında ve tavırlarında anarşist bir yan olduğu inkâr edilemez. Çünkü militarizme, akademiye, devlete ve kiliseye karșı çıkarlar o donemlerde.
Onlar hem yazdıklarıyla, hem eylemleriyle, örneğin 50’lerdeki gibi militarizme, otoriteye, toplumsal baskıya ve geçerli ahlâk anlayışlarına karşı çıkarak bireyin özgürlüğünü savundular ve anarşist bir tavır takındılar; bilinçli, bilinçsiz ya da adı ne konulursa konulsun.
Bazı şiirlerinde akademiye, akademinin sert ve kenarları çizgi ile çizilmiş kurallarına baş kaldırarak yine anarşist bir tavır takınırlar, örneğin Ginsberg.
Devam edecek …
Not: Gorsel Gemini AI tarafından oluşturulmuştur.
REFERANSLAR
Kitaplar
Foucault, M: (1977). ”A Preface to Transgression”, Language, Counter-Memory, Practice: Selected Essays and Interviews, Cornell University Press, Editor: Donald F. Bouchard Preface to Transgression 1977,s.29-52, , Monoskop Open Archive.
Deleuze, G., Guattari, F., & Maclean, M. (1986). “Kafka: toward a minor literature”. Minneapolis: U of Minnesota Press.
Deleuze, G., & Guattari, F. (2014). “Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni 1”, Bilim ve Sanat Yayınları, İkinci Baskı, Çeviri: Fahrettin Ege, Hakan Erdoğan, Mustafa Yiğitalp, Ankara.
Jeppesen, S. ( 2011). “Becoming Anarchist: The Function of Anarchist Literature”, Anarchist Developments in Cultural Studies Art & Anarchy.
Stirner, Max. “Biricik ve Mülkiyeti”, Kaos Yayınevi, Çeviri: Selma Turkis Noyan, 1. Baskı: Eylül 2013 İstanbul.
Palahniuk, C: (2014), “Lanetli”, Ayrıntı Yayınları, İkinci Basım: 2014, Çeviri: G. Çiçek Çetin, İstanbul.
Palahniuk, C: (2017), “Dövüș Kulübü”, Ayrıntı Yayınları, Yirmi Altıncı Basım, Çeviri: Elif Özsayar, İstanbul.
Palahniuk, C: (2015), “Tıkanma”, Ayrıntı Yayınları, On Üçüncü Basım, Çeviri: Funda Uncu, İstanbul.
Palahniuk, C: (2004), “Gösteri Peygamberi”, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, Çeviri: Funda Uncu, İstanbul.
Genet, J: (2004), Ayrıntı Yayınları, Çeviren: Hamdi Tuncer, İstanbul.
Genet, J: (2014), “Zenciler”, Ayrıntı Yayınları, İkinci Basım, Çeviren: Nami Bașer, İstanbul.
Genet, J: (1994), “Açık Düșman”, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, Çeviren: Sosi Dolanoğlu, İstanbul.
Miller, H. (2014), “Oğlak Dönencesi”, Siren Yayınları, Çeviri: Avi Pardo,Birinci Basım İstanbul.
Bukowski, C. (2017), “Ekmek Arası”, Parantez Yayıncılık, Çeviri: Avi Pardo, Istanbul.
Ambjornsen, I. (2014), “Beyaz Zenciler”, Ayrıntı Yayınları, Çeviri: Banu Gürseler Syvertsen, Onuncu Basım, İstanbul.
Ambjornsen, I. (1994), “İnsan Postuna Bürünmüș Köpek”, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, Çeviri: Banu Gürseler Syvertsen, İstanbul.
Welsh, Irvine. (2012), “Trainspotting”, Siren Yayınları, Çeviren: Avi Pardo, İkinci Basım İstanbul.
Welsh, Irvine. (2014), “Porno”, Siren Yayınları, Çeviren: Kıvanç Güney, İstanbul.
Makaleler ve İnternet siteleri
https://www.artandpopularculture.com/ Transgressive fiction bölümü, t.y.(tarih yok), 11 Mayıs 2026 tarihinde bakıldı, saat: 15:17. (Brezilya saatiyle.)
Ginsberg, A. (2001), “Allen Ginsberg sayfası, 11 Mayıs 2026 tarihinde bakıldı, saat: 11:23. (Brezilya saatiyle.) https://www.antoloji.com/
Demir, F. (2026).Tür Kuramı Bağlamında Yeraltı Edebiyatına Bir Bakış / Prof. Dr. Fethi Demir, https://xn--yeraltedebiyat-bgci.com/, 20 Mayıs 2026 tarihinde bakıldı, saat: 14:13. (Brezilya saatiyle.)
For John Burnside (1955-2024) – Autonomies.
Henry Miller on Turning 80, Fighting Evil, And Why Life is the Best Teacher – Farnam Street.
Charles Bukowski Quotes: Truths That Will Change Your Life – CIO Views.
“Kheirandish, S.: (2024), “Readings,Loving Charles Bukowski: An Invitation to a Subjective Reading (1920-1994)”, Université Bordeaux Montaigne, June 6th and 7th.
People Aren’t Good (The Crunch by Charles Bukowski, youtube, https://www.youtube.com
Williams Zoe. (2021), Irvine Welsh: ‘We’re heading for an anarchist paradise where we play football and make love’, Fri 12 Nov 2021 14.00 GMT, https://www.theguardian.com
Gianfranceschi, Daniel. (2026), “Anarchist At Heart: An Interview with Dennis Cooper”, January 11, 2026, https://disciplinemag.com/
Tezler:
Cafer Bidav, C. (1998) Edebiyat, Yeraltı, ve İhlal -90’lı Yıllarda Türkçe Edebiyatın Yeraltı Sorunsalı, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi.
Videolar
Gilles Deleuze and Felix Guattari, 2020, (Critical Theory, (2020), The Desiring Machines”, Youtube














Yorum gönder